Türk Müziği Çalgıları Hakkında Bilgi

Durma Sende Paylaş!

TÜRK MÜZİĞİ ÇALGILARI

Tarihi boyunca klasik Türk müziğinde çok çeşitli çalgılar kullanılmış ve hemen hemen her dönemde çalgıların temel işlevi, eşliğiyle insan sesini desteklemek olmuştur. Bu yüzden, başka birçok müzik geleneğinde olduğu gibi, çalgıların teknik bakımdan geliştirilmesi için uğraşılmamış, yetersiz görülen veya herhangi bir nedenle gözden düşen çalgıların yerine, komşu ülkelerden veya folklordan alman çalgılar kullanılmıştır. Denebilir ki, Türk çalgı takımı, her yüzyılda bir büyük ölçüde değişmiş, belli bir dönemde rağbet gören çalgılar, bir süre sonra kullanılmaz olmuştur. Söz gelimi, Lale Devri’nde çalgı takımı musikar, tambur, daire ve rebap gibi çalgılardan oluşurken, III. Selim döneminde sinekemanı, tanbur, santur ve ney ön plana çıkmıştır. XIX. yy’ın ortalarına gelindiğindeyse, Batı kemanı, kemençe ve lavta çalgı takımına katılmış, sinekemanı ve santur eski itibarını kaybetmeye başlamıştır. Günümüzdeki klasik Türk müziği topluluklarında yer alan geleneksel çalgılar şunlardır: uzun saplı lavtalar kategorisinden olan tanbur, sapındaki perde bağlarıyla klasik Türk müziğinin ses sistemini somutlaştırır.

Tarihi, Mezopotamya uygarlıklarına kadar geriye götürülebilen ut, kısa saplı lavtalar kategorisindendir ve hem Avrupa lavtasının, hem de Türk lavtasının atasıdır (onlarla arasındaki en önemli fark, sapında perde bulunmamasıdır). Bütün telli-klavyeli Batı çalgılarının atası olan kanun, her iki elin işaret parmaklarına, birer yüzük yardımıyla takılan mızraplarla çalınır. Basit bir yapısı olduğu halde, etkileyici sesiyle din dışı müzikte olduğu kadar Mevlevi müziğinde de çok önemli bir rol oynayan ney, belli bir açıyla tutularak çalman üflemeli bir çalgıdır. Özellikle XX. yy’da, içe işleyen zengin tınısı sayesinde, tanbur ve neyle birlikte, klasik Türk müziği topluluklarının en önemli üç çalgısından biri olan kemençe, bir yaylı çalgı olmakla birlikte, üflemeli bir çalgının sonoritesine sahip olmuştur. Kemençe, tellerinin üzerine parmak uçlarıyla basılarak değil, tırnaklarla yandan hafifçe itilerek çalınır.

turk-muzigi-calgilari-hakkinda-bilgi-500x500 Türk Müziği Çalgıları Hakkında Bilgi

XX. yy’ın ortalarında kaybolmaya yüz tutan lavta, gövdesinin daha küçük ve sığ, sapının daha uzun olmasıyla Avrupa lavtasından ayrılır (bugün lavta çalanların sayısı, birkaçı geçmez). Kudüm, mehter müziğine özgü nakkarenin biraz daha büyüğü olan, dindışı müzikte de kullanılmakla birlikte, asıl Mevlevî müziğinde çok önemli bir yer tutan, her iki eldeki «zahme» denen çubuklarla çalman bir çift bakır gövdeli davuldur. Esas olarak bir tekke çalgısı olan bendir, geniş çaplı, ensiz bir ahşap kasnağa gerilmiş bir deriden oluşan önemli bir ritim çalgısıdır. Lavta gibi,

XX. yy’ın ortalarında kaybolmaya yüz tutan santur, dünyanın dört bir tarafında benzerlerine rastlanan, çelik tellerine bir çift ahşap tokmakla vurularak çalman, kithara kategorisinden bir çalgıdır (bugün ancak birkaç müzisyen santur çalmaktadır). Çapı daha büyük olanlarına «daire» adı verilen zilli tef, bugün artık yalnızca eğlence müziğinde kullanılan, tek derili, ensiz ahşap kasnağına küçük bronz diskler takılmış bir ritim çalgısıdır. Gerek askerî müzikte, gerek tasavvuf müziğinde kullanılan ve Batı’da «simbal» adı verilen halile, içine belli oranda altın katılmış bronzdan yapılan ve birbirine vurularak çalman bir çift kubbeli disktir.

Klasik Türk müziğinin ilk dönemlerinde kullanılan ve bugün artık hiç rastlanmayan çalgılardan çeng, üçgeni andıran ahşap bir çerçeveye gerilmiş değişik boydaki (her biri tek bir ses veren) tellerden ve çerçevesinin bir kenarını oluşturan rezonatörden ibaret basit bir çalgıydı. Çok gelişmiş bir Batı çalgısı olan arpın atası, çeng değilse bile aynı aileden çok eski bir çalgıdır. Bugün artık «panflüt» adıyla tanınan ve pek çok ülkede (özellikle Romanya’da) folklorik bir çalgı olarak yaşayan musikar, alt ucu kapatılmış değişik boyda kamışların birleştirilmesiyle oluşturulan üflemeli bir çalgıydı. Aslında, kemanlardan önce Avrupa’nın en önemli yaylı çalgıları olan viol ailesine ait sinekemanı (Avrupa’daki adı, «viola d’amore»ydi), III. Selim döneminden başlayarak İstanbul’da da büyük rağbet gördü; ama önce Batı kemanının, daha sonra da kemençenin yıldızının yükselmesi karşısında XX. yy’m ilk çeyreğinde unutulan çalgılar arasına girdi. Dünyanın en eski yaylı çalgılarından olan rebap, XVIII. yy’ın sonlarına kadar din dışı müziğin tek yaylı çalgısı olma özelliğini korudu; daha sonra Mevlevî dergâhlarında varlığım sürdürdü. Üzerine yayın balığı derisi gerilmiş bir hindistan cevizi kabuğuna takılan silindir biçiminde uzun bir saptan oluşan ve telleri birer demet at kuyruğu olan rebap, günümüzde sadece bir iki müzisyen tarafından çalınmaktaysa da, çalgı takımlarına alınmamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.