Klavyeli Çalgılar Hakkında Bilgi

Durma Sende Paylaş!

KLAVYELİ ÇALGILAR

Klavyeli çalgılar, aslında ayrı bir kategori değildir. Çünkü klavye kendi başına hiçbir titreşim oluşturmaz, yalnızca çalgının titreşim kaynağını harekete geçirir. Piyano veya klavsen gibi kordofonlar, büyük org veya armonyum gibi aerofonlar, çelesta gibi vurmalı idyofonlar ve sintisayzır veya elektronik org gibi elektroakustik çalgılar için ayrı ayrı klavye mekanizmaları tasarlanmıştır. Mekanizmaları (yani klavyelerinin ses kaynağına bağlanma biçimleri) ve dolayısıyla çalınma tarzları farklı olmakla birlikte, klavyeli çalgılar arasında birtakım ortak noktalar vardır. Hepsinin de klavyesinde, bir oktavda yedi beyaz ve dört siyah tuşun bulunması, Batı müziğinin, gamı on iki eşit aralığa bölen tampere sistemiyle ilgilidir.

Klavye mekanizmaları, gerçekte Batı’ya özgüdür. Müzisyene, çok daha küçük veya çok daha kolay el veya parmak hareketleriyle, aynı anda birçok sesi kullanabilme imkâm veren klavye, yine Batı müziğine özgü olan çok sesli eserlerin seslendirilmesini kolaylaştırır.

Klavyenin tarihi, bazı yazarlar tarafından Hıristiyanlığın doğu-şuna yakın dönemlerde, oldukça ayrıntılı biçimde tanımlanmış Yunan hidraulis’i (bir tür su orgu) ile başlar. İlkçağ Avrupası’ndaki orgların ancak birkaç tuşu vardı. XII. yy’dan sonra klavyedeki tuş sayısı yavaş yavaş arttı; bugün artık son halini almış gözüyle bakılan org klavyelerinin (iki veya daha fazla) her birinde 61 tuş vardır. Tuşların her biri, çeşitli takımlarda yer alan birçok boruya hükmeder; elle veya ayakla kullanılan bir pedal ise çok pes seslerin elde edilmesini sağlar.

Klavyeli-Çalgılar Klavyeli Çalgılar Hakkında Bilgi

Avrupa’da XVI. ve XVIII. yy’lar arasında, tellerini, klavye mekanizmasınca hareket ettirilen mızrapların titreştirdiği klavsen ve onun daha küçük, ama daha yumuşak sesli bir türü olan ve telleri (piyanoda olduğu gibi) küçük tokmakların vuruşuyla titreşen klavikord, dans müziğinde veya diğer din dışı müziklerde en çok kullanılan solist çalgılardı.

Eskiden, klavyeli bir çalgıyla seslendirilebilecek eserlerin baş ta-rafına, sadece «klavye için» notu konur, bu eserler belli bir klavyeli çalgıya mal edilmezdi. XVIII. yy’ın sonuna doğru icat edilen piyano, klavye müziğine, tuşlara basış, dolayısıyla da elde edilen seslerin şiddeti bakımından daha fazla çeşitlilik getirdi, işte bu yüzden başlangıçta, «gravi cembalo col piano e forte» («yumuşak ve sert çalınabilen klavsen») diye adlandırılmıştı. Piyano, org bir yana, daha önceki klavyeli çalgılardan daha geniş bir ses alanına sahiptir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.