Klasik Türk Müziği Terimleri

Durma Sende Paylaş!

BAŞLICA KLASİK TÜRK MÜZİĞİ TERİMLERİ

ağır semai: genellikle dört dizeli bir güfte üzerine bestelenen ve çoğunlukla aksak-semai, bazen de zengin semai usulüyle ölçülen sözlü eser türü, ikinci ve dördüncü dizesi de birinci dizenin nağmeleriyle okunan ağır semailerin yanı sıra, ilk iki dizesi farklı nağmelerle okunan ağır semailer de vardır. Bu sonuncularda terennüm, ikinci ve dördüncü dizelerden sonra olmak üzere, eser boyunca iki kere okunur. Bunlara «nakış ağır semai» denir. Nakış ağır semailerde ikinci ve dördüncü dizelerin bestesi aynıdır. Nakış olmayan ağır semailerde, terennüm her dizeden sonra tekrarlanır.

Avaze: eski müzik yazmalarında, «devir» veya «makam» adı verilen oluşumlara katılarak yeni makam ve «terkip»ler meydana getiren ikincil dereceden ses dizelerine verilen ortak ad. Yazmaların çoğunda şu altı avazenin adı geçer: nevruz, selmek, gerdaniye, maye, şehnaz, geveşt.

Beste: fasılda, varsa kârdan sonra seslendirilen, dört dizeli olan güftesinin birinci, ikinci ve dördüncü dizeleri aynı nağmelerle okunan, her dizeden sonra terennümü tekrarlanan, oldukça sanatlı sözlü eser. Her fasılda iki beste yer alır. «Birinci beste» diye adlandırılan ilki, genellikle zendr adlı çok uzun usulle ölçülür. «İkinci beste» ise daha kısa bir usulle ölçülür ve birinci besteye oranla daha hafiftir.

Durak: tasavvuf müziğinde, zikre ara verildiğinde tek bir hafız veya zakir (ilahici) tarafından okunan sözlü eser. Duraklar, Mevlevi ayinlerinden sonra, tasavvuf müziğinin en sanatlı eserleri sayılabilir.

Edvar: «makam» ve «usul» anlamlarındaki devir sözcüğünün çoğulu olan bu terim, «musiki kuramı üzerine yazılmış kitap» anlamına gelen kitabü’l-edvar tamlamasından zamanla ayrılmış ve tek başına aynı anlamı yüklenmiştir.

Fasıl: aynı makamdan birçok sözlü ve sözsüz eserin art arda seslendirilmesiyle oluşan dizi. Sarayda padişah huzurunda müzik icra eden ses ve saz topluluğuna ise «fasıl heyeti» denirdi.

klasik-turk-muzigi-terimleri Klasik Türk Müziği Terimleri

Geçki: bir makamdan başka bir makama geçilmesi. Birbirine benzeyen makamlar arasındaki geçkiye «yakın geçki», benzemeyen makamlar arasındaki geçkiye ise «uzak geçki» denir.

Hanende: sözlü musiki eserlerini sesiyle icra eden müzisyen; şarkıcı.

İlahi: birçok tarikatta zikir (tarikattan tarikata düzeni değişen, Allah’ın adının anılmasına dayalı tören) sırasında dervişler tarafından toplu halde seslendirilen sözlü eser. Birçok kıtadan oluşan güfte, tekke şiirinin İlahi türündedir.

Kâr: genellikle faslın başında seslendirilen, uzun, sanatlı, bol terennümlü sözlü eser türüne verilen ad. Osmanlı bestecileri de, Abdülkadir Meragi’nin etkisiyle olsa gerek, genellikle Farsça metinler üzerine kârlar bestelemişlerdir.

Kâr-ı natık: daha çok pedagojik amaçla oluşturulan, uzun güftesinin her dizesinde veya beytinde bir makamın (bazen aynı zamanda bir usulün) adı geçen, dizeleri veya beyitleri anılan makamda (ve usulde) bestelenen eser.

Köçekçe: köçek denilen dansçıların oyununa eşlik eden kıvrak nağmeli, sözlü eser.

Mertebe: bir usulün, hızlı (yürük) veya yavaş (ağır) biçimlerinden her biri.

Meşk: 1. Hocanın yazdığı bir örneğin taklit edilmesine dayalı güzel yazı eğitim yöntemi. 2. Hocanın, öğrenci taklit etsin diye yazdığı örnek. 3. Hocanın icrasını dinleyen öğrencinin bir eseri parça parça ezberine almasına dayalı müzik eğitim yöntemi. Meşk etmek deyimi, öğrenci için «ders almak, öğrenmek»; hoca için «ders vermek, öğretmek» anlamında kullanılır.

Meyan (Farsçada «orta» anlamında): sözlü veya sözsüz eserlerde, zemin denilen giriş ve nakarat denilen gelişme bölümünden sonraki orta bölüm. Burada önemli makam (bazen aynı zamanda usul) değişiklikleri yapılır. Baz eserlerde birden çok meyan olabilir. Meyandan sonra nakarat tekrarlanır.

Peşrev (Farsçada «önden giden»: faslın başında sazendeler tarafından seslendirilen eser. Genellikle dört bölümden (hane) oluşur. Her haneden sonra teslim veya mülazime denilen nakarat bölümü tekrarlanır.

Savt: tasavvuf müziğinde, hep aynı basit nağmeyle tekrarlanan birkaç kelimelik dua.

Şuğl: Türk besteciler tarafından bestelenmiş Arapça güfteli İlahi.

Terennüm: bazı sözlü eserlerde güfteye dahil olmayan anlamlı sözler (aman, gel, canım, ömrüm, mirim, sultanım..) veya anlamsız heceler (ye le lel li, ten nen ni, a dir, a ha, ah ha..) üzerine bestelenmiş melodik bölüm. Bazı eserlerin terennümlerinde, daha kısa dizelerden oluşan manzumelere de rastlanır: «Elaman ey yüzü mahım/Söyle nedir benim günahım / Erişmiştir göklere ahım» vb.

Tevşih: tasavvuf müziğinde, zemin+nakarat+meyan+nakarat formülüyle ifade edilebilecek sözlü eser. İlahilerden daha sanatlıdır.

Usul: kuvvetli veya zayıf, uzun veya kısa süreli vuruşların çeşidi biçimlerde sıralanmasıyla oluşan ritim kalıplarından her biri.

Yürük semai: dört dizeli bir güfte üzerine bestelenen ve daima yürük semai usulüyle ölçülen sözlü eser türü. İkinci ve dördüncü dizesi de birinci dizenin nağmeleriyle okunan yürük semailerin yanı sıra, ilk iki dizesi farklı nağmelerle okunan yürük semailer de vardır. Bu sonuncularda terennüm, ikinci ve dördüncü dizelerden sonra olmak üzere, eser boyunca iki kere okunur. Bunlara «nakış yürük semai» denir. Nakış yürük semailerde ikinci ve dördüncü dizelerin bestesi aynıdır. Nakış olmayan yürük semailerde, terennüm her dizeden sonra tekrarlanır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.