Etnografya Müzesi Nedir? Etnografya Müzeleri Hakkında Bilgi

Durma Sende Paylaş!

Etnografya müzeleri hakkında ansiklopedik vikipedi bilgi. Etnografya müzesi nedir, özellikleri nelerdir?

XIX. yy’ın ikinci yarısında ilk etnografya müzeleri ortaya çıkar. Doğmakta olan antropolojik bilimler yeni varsayımlarda bulunmak, bir bilgi geliştirmek, bir öğretiyi yaymak için bu kurum- lara dayanacaklardır. Bu yeni çerçeve içinde, etnografya artık bir merak konusu olmaktan çıkmış ve diğer doğa bilimleri gibi dallara ayrılarak belgesel bir değer kazanmış ve bir öğrenme aracı durumuna gelmiştir.

Uç müze tipi birden aynı zamanda doğar: genel etnografya müzeleri, bölgesel etnografya müzeleri ve açık hava müzeleri. Birinciler, çoğunlukla doğa bilimleri müzeleriyle ilişkili olarak, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın büyük şehirlerinde kurulur. Bunlar, ağırlıklı olarak, Kızılderili Amerikası, Zenci Afrika, Okyanusya ve Kuzey Kutup Bölgesi’nin egzotik nesnelerini bir araya getirmektedirler. Avrupa’da sergilenen ilk eşyalar, hükümdarların veya önemli kişilerin Rönesans’tan beri biriktirdikleri ilginç eşya koleksiyonlarından sağlanır. Böylece, Hollanda’da, XVII. ve XVI-II. yy eyalet valilerinin koleksiyonları Leiden’deki Rijksmuseum’da, İngiltere’de sanat meraklısı Hans Sloane ve John Tradescant’ın koleksiyonları British Museum’da, Fransa’da kralın koleksiyonu Trocadero Müzesinde toplanır. Bu müzeler, değiş to- kuşlar, bağışlar, satın olmalar ve toplama çalışmalarıyla sürekli zenginleşir, bu arada sömürgelerin artışı da, yeni inceleme ve gözlem alanları sunar. Bunlara ek olarak, dünya sergileri, yazısız hakların kültürlerini ve uygarlıklarını büyük kitlelerinin ayağına getirerek, yeni müzelerin kurulmasını teşvik eder (1887’de Londra’da Hindistan Müzesi, 1897’de Tervuren’de Belçika Kongosu Müzesi). Evrimci düşüncelerin damgasını taşıyan XIX. yüzyıl müze bilim; bu gelişmelerin açıklamasıdır.

etnografya-muzesi-nedir-etnografya-muzeleri-hakkinda-bilgi-500x500 Etnografya Müzesi Nedir? Etnografya Müzeleri Hakkında Bilgi

Bölgesel etnografya müzeleri, ülke veya bölge ölçeğinde, gelişmiş toplumların halk kültürlerine eğilir. Ulusal devletlerin kuruluşuna bağlı olarak milliyetçi duyguların uyanmasına koşut olarak, sanayinin büyümesi nedeniyle tehdit altına giren kırsal dünyaya yönelik yeni bir ilgi doğar. İsveç’in kurtuluşunun ardından Stockholm’da açılan Nordiska Museet (1873) İskandinav sanatlarını, tarihini ve etnografyasını bir araya getiren ilk müzedir. Bölgeler de, genellikle tarih, arkeoloji ve etnografyayı bir araya getirerek, yerel geleneklere tanıklık eden nesneleri toplamaktadır: 1899 da Arles’da kurulan Museon Orlaten, 1907’de kurulan Alsace Müzesi, 1923’te kurulan Bask Müzesi. Bu akım XX. yy boyunca tüm Avrupa’da devam eder: iki dünya savaşı arasında Baltık ülkelerinde ve SSCB’ye bağımlı azınlıklar arasında, savaştan sonra Orta Avrupa’daki halk cumhuriyetlerinde ve eski sömürgelerde. 1970’ten itibaren bu müzeler çoğalır (Fransa’da sayıları üç katma çıkar), koleksiyonlar, sergileme biçimleri, adlar çeşitlenir: artık folklardan, halk sanatları ve geleneklerinden, etnografyadan, antropolojiden söz edilmektedir.

İlk açık hava müzesi Profesör Hazelius tarafından 1891’de İsveç’te, Skansen’de açılır: geleneksel evler bütün donanımlarıyla birlikte yerinden sökülüp bir parkta, yeniden kurulur. Avrupa, ABD, Kanada, Japonya ve Afrika’da aynı anlayışta yüzlerce müze açılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.