Atlantik Hakkında, Okyanusu Derinliği

ATLANTİK-OKYANUSU-250x180 Atlantik Hakkında, Okyanusu Derinliği
ATLANTİK OKYANUSU

ATLANTİK OKYANUSU

Pasifik Okyanusu’ndan sonra yüzölçümü bakımından ikinci büyük okyanus olan Atlantik Okyanusu, dünya yüzeyinin beşte birini kaplar. Mitolojide gök kubbeyi omuzlarında taşıyan efsanevi dev Atlas’ın adıyla anılan bu büyük deniz büyük keşifleri takiben, XVI. yüzyılın sonundan itibaren Eskidünya ile Yenidünya’yı birbirine bağlar. XXI. yüzyılın eşiğinde Pasifik Okyanusu dünyanın yeni ekseni olarak görülmeden önce Atlantik Okyanusu,büyük güçlerin kendi üstünlüklerini kabul ettirmek için sürekli çatıştıkları bir bölgeydi.

S şeklinde uzamış bir çanak meydana getiren Atlantik Okyanusu, batıda Amerika ve doğuda Avrupa ile Afrika’ya kabaca paralel bir konuma sahip kıyılarla sınırlanır. Güney ucu (55° güney enlemi), Güney Okyanusu’na açılır. Güneydoğu ucunda, Agulhas Burnu’nun uzantısında 20° doğu meridyeni, Atlantik Okyanu- su’nu Hint Okyanusu’ndan ayırır. Ateş Ülkesi ve Antarktika arasında 70° batı meridyeni, Pasifik’in sınırım oluşturur.

Arktika’yla rahat bir bağlantıya sahip tek okyanus olan Atlantik Okyanusu, Kuzey Yarıküre’de çok sayıda birleşik denizi içine alır ve burayı ikiye ayıran Ekvator’un yakınında, kesin bir daralma gösterir.

MORFOLOJİ VE OLUŞUM

Pasifik Okyanusumla kıyaslandığında Atlantik Okyanusu, nispeten basit ve tekdüze bir sualtı şekline sahiptir. Okyanus dipleri, simetrik derin çanakların yayıldığı yerler olan eksenel bir dağ zincirinin varlığını gösterir.

Yüzey şekillerinin önemli özellikleri

Atlantik sırtı ve rift. Atlantik Okyanusu’nun ortasında, boydan boya ve kuzey-güney doğrultusunda bir sırt uzamr; genişliği en çok 2 000 km’yi ve yüksekliği ortalama 1500 m’yi bulan bu sırt muazzam bir dağ zinciridir. Okyanusun orta kesiminin üçte birini kaplayan bu kabartı, Norveç Denizi’nden, Güney Okyanusu’na yakın Bouvet Adası’na kadar uzamr ve burada Hint Okya- nusu’na doğru kıvrılır. Engebeli ve 150 ila 200 km’lik bir genişliğe sahip tepe bölümü, 2 000 ila 3 000 m arasında bir yüksekliğe erişir. Asor, Saint-Pierre ve Saint-Paul, Ascension, Tristan da Cünha ve Gough adalarında su yüzüne çıkar. Orta kısmında bu tepe, sırtın doruk noktalarına kıyasla 10 ila 30 km arasında bir genişliğe ve ortalama 2 000 m’lik bir derinliğe varan bir vadiyle kesilmiştir: Atlantik rifti. Değişikliğe sebep olan fayların etkisiyle, yer değiş
tirmiş büyük sayıda dilimlere ayrılmış olan rift de yer yer, dik tepelerle kesintiye uğrar. Rift, sırtların okyanus kabuklarının sürekli yenilendiği bölgeler olmasım sağlayan, okyanus diplerinin birbirine eklendiği bir bölgeyi teşkil eder.

Çanaklar. Okyanus sırtı, eğimleri takiben, yanlamasına yüzde 1 ila yüzde 3 alçalır ve kademeli olarak yerini, abis tepelerine ve daha sonra da, 5 000 ve 7 000 m arasında derinliğe sahip abis ovaların bulunduğu büyük okyanus çanaklarına bırakır. Bunlar, Angola çanağı ve Güney Atlantik’teki Cape çanağı arasında, Wal- vis kıvrımları gibi, enlemesine yüzey şekilleriyle birbirinden ayrılır. Atlantik’te az çukur vardır: bunlardan en derinleri, aynı adı taşıdığı adanın kuzeyinde bulunan Porto Riko (9 218 m) ve Güney Sandvvich (8 264 m) çukurlarıdır. Aynı şekilde az sayıda deniz altı dağı (Bermuda, Madeira ve Yeşil Burun adaları), çanakların tekdüzeliğim bozar. Atlantik Okyanusu’nun faal kısımları sa-dece, Antiller ve Scotia ada yaylarıdır.

Kıta Sahanlıkları. Kıtalara geçişi sağlayan kıta sahanlıkları, Ok-yanus yüzeyinin ancak yüzde 11 ‘ini meydana getirir. Bunlar özellikle, Kuzey Adantik’te fazladır. Kuzeybatı Avrupa’nın kıta sahanlığı çok sayıda denizi içine alır ve Gaskonya Körfezi’nde kesintiye uğrar. Güney Adantik’te kıta sahanlıktan, Arjantin hariç, daha sınırlıdır.

Yayılmakta olan bir okyanus

Atlantik Okyanusu 200 ila 180 milyon yıl önce ve bu zaman aralığında kuzey kısmında açılmaya başladı. Kuzeybatı Afrika’nın bugünkü ABD’den ayrılması, Avrasya’mn buradan ayrılmasından daha önce gerçekleşti: gerçekten de, Adantik’in en eski okyanus dipleri, Caroline Adaları ve Senegal’in kıta yamaçları eteğinde (günümüzde, 6 000 km’lik bir mesafede) bulunur. Kuzey Amerika’ya yaklaşan Güney Atlantik, 130 milyon yıl önce Afrika ile Güney Amerika arasında ortaya çıkmaya başladı. Ancak Avrupa, Kanada ve Grönland arasında, okyanusun en kuzey kısmının açılması, çok daha sonraya rastlar: Labrador Denizi’nin açılması ise, 80 ile 45 milyon yılları arasında gerçekleşti.

Sırtın ortasında bulunmayan tortul tabakalar, büyük çanakların okyanus kabuğunu örtmek ve maksimum kalınlığa kıta yamaçlarının eteğinde erişmek gibi bir özelliğe sahiptir. Bermuda Adaları ve Bahama Adaları arasında yer alan Kuzeybatı Atlantik çanağına yönelik sualtı tabakalarından elde edilen bilgilere göre, kıta yamacının eteğinde tortulaşma, Jura Dönemi’nde başladı (200 milyon yıl öncesine doğru). Buna karşılık, sırtın kenarlarında en derin tortul tabakalar, 65 milyon yıl kadar önce oluştu.

Okyanus kabuğu orta riftten ne kadar uzaksa, o kadar eskidir. Riftin, okyanus kabuğunu devamlı yenilemesi (biri batıya diğeri ise doğuya doğru, iki «yürüyen merdiven» buradan ayrılır), birbirlerine değen kıta kıyılarının uzaklaşmasına sebep olur. Bazalt lavların, rift düzeyinde darbelerle araya girmesi, batı ve doğu kıyıları arasında yıllık ortalama 3 cm’lik bir ayrılmayla sonuçlanmaktadır. Bu genişleme, Kuzey Atlantik (2 cm) ve daha hızlı ayrılan Güney Atlantik (4 cm) arasında, bir ortalama teşkil eder. Çamur akıntılarıyla aşman kıta yamacı ve yüksek engebeler üzerinde erozyon, çok şiddetlidir. Su yüzündeki toprakların toplam üçte ikisini sürükleyen nehir sularının Atlantik’e akması, hızlı bir tortullaşmaya sebep olmaktadır.

SULAR VE İKLİM

Atlantik Okyanusu üzerinde atmosfer dolaşımı, Ekvator’un her iki tarafında, simetrik bir düzene göre değişir. Suların yüzeysel dolaşımı, özellikle orta paraleller üzerinde yer alan bölgelerde, iklim üzerinde etkili olur.

İklimin genel şartlan

Dönencelerarası kuşağa ait bölgede, Ekvator yönünde, Kuzey Yarıküre’de kuzeydoğu alizeleri ve Güney Yarıküre’de de güneydoğu alizeleri eser. Bunlar, ocak ayında Ekvator’un üzerine gelen ve temmuzda ise 10° yükselen tropikal kuşağın eğimi boyunca birbiriyle birleşir. Bu rüzgârlar, astropikal iki büyük antisiklonik çekirdeğin, aşağıya doğru inen kolunu meydana getirirler: bunlar, Kuzey Atlantik’te Asor ve Güney Atlantik’te Saint Helena antisiklonlarıdır. Bu yüksek basınç bölgeleri, yazın maksimum bir istikrara ve kuvvete ulaşmak için, daha yüksek paralellere kayar. Kuzey yazı süresince, Saint Helena antisiklonundan doğan güneydoğu alizeleri, Ekvator’u geçer ve bir güneybatı muson akımına (Afrika kıtası üzerinde Gine musonu) dönüşür. Orta paralellerde antisiklonlar, kuvvetli ve düzensiz batı rüzgârlarını doğuran alçak basınç alanlarıyla sınırlıdır.

Yüzey akıntıları

Kuzey Atlantik, karmaşık yapıya sahip okyanus akıntılarının beşiğidir. Kuzey Ekvator Akıntısı, Kuzey Yarıküre’ye, Brezilya’nın doğu ucundaki Sao Roque Bumu’na doğru yönelen, Güney Atlantik sularıyla güçlenir. Amazon’un döküldüğü bu sıcak sular, Antil- ler Akıntısı’yla güçlenen Golfstrim’in doğduğu Amerika Akdeni- zi’ne dökülür. Sağ tarafında Coriolis Kuvveti ve Labrador Akıntı- sı’nın soğuk sularının ortak etkisi altında eğime kavuşan Golfstrim, kuzeydoğuya doğru uzaklaşır. Amerika kıyıları açığında Golfstrim, üç kola ayrılır; bunlardan ilk ikisi, Kuzey Adantik Akıntısı’m oluşturur. En kuzeydeki kol, Kuzey Buz Denizi’ne, Norveç ve Kuzey Denizi’ne dökülür. Ara bir kol ise, Asor Adalarına doğru yönelir ve üçüncü bir kol da Kanarya Adaları Akmtısı’na katılır.

Kuzey Adantik’tekinin aksine, akıntının saat yönünün tersine aktığı Güney Atlantik, daha basit bir düzene sahiptir. Afrika kıyıları boyunca Benguela Akıntısı, Antarktika’nın soğuk sularım kuzeye doğru sürükler ve bu da Güney Afrika kıyılarında penguenlerin varlığını açıklar. Yüzey sularının, alizelerin etkisi altında açıklara doğru kayması, kıyılar boyunca daha soğuk ve zengin olan derindeki suların yükselmesine sebep olur. Kuzeye doğru bu akıntı, ekseni takriben coğrafi Ekvator üzerinde bulunan, Güney Ekvator Akıntısı’m besler. Sao Roque Burnu karşısmda iki kola ayrılır: Brezilya ve Falkland Adaları akıntıları.

iklim sonuçlan

Golfstrim ve Kuzey Atlantik Akıntısı, sol taraflarında soğuk Kuzey Buz Denizi suları ile sınırlanır ve bu da atmosfer sarsıntılarının oluşmasını kolaylaştırır. Öte yandan kutup cephesi, bu su küdelerinin birbirleriyle birleştiği çizgiye katılır. Kuzey Atlantik Akıntısı böylece, Avrupa’mn Atlantik cephesinin iklimi üzerinde önemli bir rol oynar. Yıllık ortalama sıcaklık derecelerinin, bu enlemdeki ortalama sıcaklıklara göre, 6 ila 10°C arasında yükselmesini sağlar. Ilık suların, Kuzey Kutup Dairesi ötesine akması, Kuzey Burnu’nun sürekli olarak buzlardan muaf olmasını sağlar. Buna karşılık Kuzey Amerika kıyıları, kasım ayından başlayarak, Sa- İnt-Lawrence Körfezi’ne (Gaskonya ile aynı enlemde bulunur) kadar buzlarla kapanır. Dönenceler arası bölgede, bunun tersi bir simetrisizlik görülür: Güney Afrika ve kuzeybatı kıyıları boyunca yer alan soğuk suların yükselmesi, Güney Amerika kıyılarından daha soğuk olan Atlantik’in doğu kenarlarının sıcaklık derecelerini düşürür. Yüzey sularının ortalama sıcaklığı Namibya’da 17 °C olduğu halde, Rio de Janeiro’da 23 “C’ye yükselir.

Sıcaklık derecesi ve suların tuzluluk oranı

En yüksek sıcaklık dereceleri, ekvatoral iklimin etkisinden yararlanan okyanusun ortasındaki sıkışık alanda kaydedilir. Aym zamanda orta Batı Atlantik’te de rekor derecede sıcaklıklar görülür: yazın sonuna doğru bu sıcaklık dereceleri 30 °C’yi geçebilir. Bu aşırı ısınan sularda, büyük çapta buharlaşma meydana gelir; bu durum, üstündeki havamn istikrarsızlığını artırır ve siklonlara sebep olur. Dönencelerarası bölge hariç, yüzey sularının sıcaklık dereceleri, yıl içinde büyük farklılık gösterir. Gaskonya Körfe- zi’nde sıcaklık, 6 °C (kış) ile 16 °C (yaz) arasında değişir.

30 ile 37 g/1 arasında değişen yüzey sularının tuzluluk oranı, buharlaşmamn az olması ve buzdağlarmm (aysberg) erimesi sebebiyle, yüksek enlemler altında, büyük nehir ağızlarında olduğu gibi, daha azdır. Tuzluluk oranlarında maksimum değerler, buharlaşmamn yüksek ve yağışların az olduğu dönencelerarası bölgede görülür.

Yüzey suları, termoklinin (değişik ısılara sahip alttaki sular arasında ısı geçişi) derin sulardan ayırdığı, birkaç yüz metre kalınlığında bir tabaka oluşturur. 200 m derinliğe doğru Brezilya kıyıları hizasında Angola’mn karşısında yüzeyin 20 m kadar üzerine çıkar. Alizeler tarafından, yüzey sularının batıya doğru sürüklenmesi, derinde bunu telafi edici aksi yönde, Ekvator Akıntısı ve Lo- monosov Akıntısı gibi hareketlerin doğmasına yol açar. Kuzey Buz Denizi’nin gerçek anlamda sadece, Atlantik Okyanusu’na açılması, soğuk ve yoğun hacimli sularının, Norveç Denizi ve Baf- fin Denizi’nde 2 000 m’den fazla derine dönmesine sebep olur. Söz konusu Kuzey Buz Denizi suları, 4 000 m’den fazla derinde yer alan ve yaklaşık 0°C’lik bir sıcaklığa sahip Antarktika suları-nın üstüne çıktıkları, Güney Atlantik’e kadar uzanır.

TARİH VE EKONOMİ

Boğazı’nı geçip, Kuzey Avrupa ile ticari ilişkiler kurdukları dönemin başlangıcı, büyük bir ihtimalle MÖ 600 yılları olmuştur.

Yapay atomlar

Yapay-atomlar-250x180 Yapay atomlar
Yapay atomlar

Yapay atomlar

Doğada saptanmış olan elementlerden ve onların doğal izotop-larından başka, bugün uranyumdan daha ağır elementler bilinmektedir (uranyum, doğal halde bulunan en ağır elementtir), ayrıca doğal halde var olan yeni element izotopları da bulunmuştur.

Bu elementlerin veya bu izotopların atomları nükleer tepkimeler kullanılarak yapay olarak elde edilir; nükleer tepkimeler ise, bilinen elementlerin atom çekirdekleri, değişik ve çok büyük bir hıza erişmiş parçacıklarla bombardıman edilerek sağlanır. Bu tepkimeler, çekirdeğin Z proton sayısını artırmayı (böylece bombardıman edilen elementin atomlarmdan daha ağır çekirdekli atomlar elde edilir) veya N nötron sayısını değiştirmeyi sağlar (böylece yeni izotoplar elde edilir).

Genel kural olarak bu şekilde elde edilen yapay elementler radyoaktif olurlar; çekirdekleri parçalanır ve ömürleri çok kısa olabilir, bu da doğal ortamlarda bulunmayışlarının nedenidir. Uranyumdan daha ağır yapay element atomları (uranyumötesi elementler) doğal uranyum veya toryum çekirdeklerinden yararlanılarak elde edilir. Uygulanmaları bakımından, bunların en önemlisi plütonyumdur (Z = 94). Uranyumun, siklotronlarda hızlandırılmış yüklü parçacıklarla bombardıman edilmesi birçok uranyumötesi elementin elde edilmesini sağlamıştır. Yapay olarak yapılmış en ağır atomda 109 proton vardır; oluşan elementin miktarının yarısı, saniyenin beş binde birinde, radyoaktif dönüşümle kaybolur.

Doğal element atomları, hızlandırılmış parçacıklarla bombardıman edilerek veya bir nükleer reaktörden çıkan nötronların etkisinde bırakılarak, bilinen elementlerin çoğunlukla radyoaktif izotopları elde edilebilir.

Bu izotoplar gerek tıpta, özellikle kanser tedavisinde (kobalt bombası) veya tamda (radyo-iyot), gerek çok eser miktarda bulunan (milyonda bir kısım mertebesinde) elementleri saptamak ve miktarını belirlemek için kimyasal analizde, gerekse çok büyük parçaların radyografisini çekmek için mekanikte kullanılır.

Schrödinger Atom Modeli Kısaca

Schrödinger-Atom-Modeli-Kısaca-226x180 Schrödinger Atom Modeli Kısaca
Schrödinger Atom Modeli Kısaca

Dalga mekaniğinde atom (Schrödinger Atom Modeli Kısaca)

Maddenin, dalga ve parçacık biçimindeki çift karakteri ve belirsizlik ilkesi Bohr modelinin ve bir yörüngede dönen noktasal elektron tasarımının terk edilmesine yol açtı. Kendine özgü bir muhakeme ve hesaplama tarzıyla birlikte yeni bir yaklaşım ortaya çıktı. Bir elektronun hareket halindeki konumu, hızı ve yönü aynı anda bir arada belirlenemediğinden, onun çekirdeğin çevresindeki bir mekân hacmi içinde (buna yörünge veya elektron bulutu denir) bulunması olasılığı var demektir. Elektrona, dalga fonksiyonu (ıj>) denen tamamen matematiksel karmaşık bir fonksiyon atfedilir; bu fonksiyon, AvusturyalI Erwin Schrödinger tarafından ortaya konmuş ve henüz kanıtlanmamış bir denklemin çözülmesiyle hesaplanır.

Schrödinger denkleminin, en zayıf enerjili durumdaki (buna temel durum denir) hidrojen atomunun tek elektronuna uygulanması, daha önce gezegen modeliyle yorumlanmış olan deneysel sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. Fakat aynı denklem, uyarılmış durumlar denen, enerjilerin temel durumdaki enerjiden daha yüksek olduğu sıradışı durumları da bir bütün içinde ele almakta ve modelin hidrojenden farklı atomlara da yaygınlaştırılmasını ve genelleştirilmesini sağlamaktadır. Diğer atomların elektronları temel durumlarında, hidrojen atomunun uyarılmış durumlarına benzer yörüngelerde bulunurlar.

Tek bir elektrona sahip atomların bir manyetik alan veya bir elektriksel alan etkisi altında davranışlarını açıklamak için spin kavramını işin içine sokmak gereği duyuldu; bunun da matematiksel formüllendirilmesi İngiliz Paul Dirac sayesinde oldu (klasik mekaniğe göre ilk yaklaşımla, spin, elektronun kendi üzerinde özel bir dönme hareketi ile ortaya çıkmaktadır).

Diğer taraftan dalga mekaniğinden Pauli dışlama ilkesi ortaya çıkmaktadır, buna göre aynı atomun iki elektronu n, l, m, s gibi kuvantum sayılarının bütünüyle tanımlanamaz.

Aynca elektronların genel olarak çekirdek çevresinde belli bazı doğrultularda toplandığı ortaya çıkmıştır.

Peloponnesos Savaşı (peloponez savaşı)

Peloponnesos-Savaşı-peloponez-savaşı-250x180 Peloponnesos Savaşı (peloponez savaşı)
Peloponnesos Savaşı (peloponez savaşı)

Peloponnesos Savaşı (peloponez savaşı )

Peloponnesos Savaşı bu son aykırılıktan dolayı patlak verdi (431-404). Atina’mn inatçı siyaseti, müttefiklerin ayaklanmasına ve hegemonya kurmaya yönelik tutumuysa, eski rakipleri olan Sparta ve Korintos’un karşı tavır almasına sebep oldu.

Şiddetli savaş, yaklaşık otuz yıl sürdü. Perikles’in izlemek istediği strateji, iki yüzyıl süren bir gelişmenin mantıki sonucuydu; şehir, denize dönük bir konuma sahipti. Temistokles tarafından Pire’nin kurulması ve Uzun Surlar’m inşa edilmesi, şehri ve limanını, kurtuluşunun denize ve filosuna bağlı olduğu bir tür ada durumuna getirdi.

Spartalılarm zaman zaman tekrarlanan saldırılarına terk edilen Attike’de halk, duvarların arkasına çekildi. Vatandaşlar bu saldırılara dayanarak denizde karşı saldırıya geçti. Perikles’in 429’da vebaya tutulması ve ölümü, Atmalıları zayıflattı: zenginlikleri sayesinde savaşı sürdürebildiler ve 421’de Nikias’m yaptığı barış, bir süre için düşmanlıklara son verdiyse de, Alkibiades’in isteği üzerine yapılan ve hezimetle sonuçlanan Sicilya seferiyle (415413) çatışmalar tekrar başladı. 12 000 vatandaşını yitiren Atina, Ege Denizi’nde birkaç zafer kazandı, fakat, 405’de Aigos-Pota- mos Savaşı’nda kesin olarak yenilgiye uğradı. Bundan bir yıl sonra Spartalılar, tüm siteleri yenilgiye uğramış siteye girdi.

ÇÖKÜŞ

Savaş, demokrasinin işleyişini ciddi şekilde değişikliğe uğrattı. 411’de oligarşiyi temsil edenler, rejimi devirmeyi bile başardı, fakat, denemeleri sonuçsuz kaldı. Savaş sonunda Sparta tarafından empoze edilen tiranlar olan «otuz»lar diktatörlüğü, hakimiyeti elde tutamadı.

Atinalılar, 403’te tekrar düzenledikleri demokrasilerine sadık kaldılar. Hegemonya kurmaya hevesli siteler arasında ustaca bir oyun sergilediler ve 377ide, bir süre için denizlere tekrar hakim oldular ve müttefiklerin isyanıyla zayıflayıp (357-355) II. Filippos tarafından bozulan, ikinci bir deniz konferedasyonu bile kurdular.

Makedonya tehlikesi. Böylece Atina, yeni bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı. Bu, tüm Eski Yunan’ı etkisi altına alan Makedonya kralının yarattığı tehlikeydi. 338’de Haiorenia’da II. Filippos, birleşmiş siteler karşısında zafer kazandı. Atina’ya karşı hoşgörülü davrandı ve site, otonomisini korudu fakat, tüm Yunan sitelerini Makedonya hegemonyası altında birleştiren Korintos Birli- ği’ne girmek zorunda kaldı.

° Helen ve Roma Atinası. İskender’in ölümünden ve başarısız geçen bir isyan denemesinden sonra (Lamia Savaşı) Atmalılar 322’de, Antipatros’dan gelen MakedonyalI bir garnizonu ve aralarından en fakir durumda olanlara sürgün mecburiyeti getiren oligarşiye dayalı bir anayasayı kabul etmek zorunda kaldılar.

Bu dönemden itibaren, MakedonyalInın yerine geçecek olanların kendi taraflarına çekmek için uğraştıkları ve sonuçsuz kalan bir intikam hayalinin peşini de bırakmayan Atina, ancak bir zamanlar sahip olduğu konumun gölgesinden ibaret kaldı. Zaten, Yunan dünyasının ağırlık merkezi de, yakın bir zamanda fethedilen doğu eyaletlerine kaydı ve sitenin ekonomik faaliyeti düştü. Edebi eserlerin yaratılmasında bile zayıflama kaydedildi ve sadece, Menandros sayesinde, gelenekselliği savunan Yeni Komedya türü canlı kaldı. Buna karşılık, Epikuros felsefesiyle stoacılık okullarının geliştiği Atina, felsefi düşüncenin en faal merkezi oldu.

168’de Pidna’da, Perseus’un yenilgisinden sonra Makedonya hegemonyası yerini, Roma hegemonyasına bırakınca, Atina, biraz canlılık kazandı (Romalılar, özellikle Delos’u buraya verdiler ve Pire, Korintos’un 146’da yıkılmasından hala kazanç sağlıyordu). Buna rağmen, I. yy’dan itibaren tehlikelere açık olan Atina (86’da, Süha’nın orduları tarafından yağmalanması), imparatorluk döneminde Romalı barışından yararlanmış, serbest ve federe bir devlet olarak kalmışsa da, imparatorların bu siteye yağdırdığı övgüler (Helen hanedanlarından sonra) aslında Atina’nın zayıflığıyla ters orantılıydı. Fakat, söz konusu övgüler, bir zamanlar Yunanistan’a hakim olan sitenin koruduğu büyük prestijin de bir kanıtını teşkil ediyordu.