EKSİKSİZ BİR SANAT TASARISI

eksiksiz-bir-sanat-tasarisi EKSİKSİZ BİR SANAT TASARISI

Kandinsky veya Kupka gibi Mondrian da, doğayı gözetleyerek ve adım adım yadsıyarak yola çıkıp sonunda soyut bir resim di Üne ulaşmıştır. Yeni plastisizm kuramı, hem teozofik öğretiden, hem de yaşamı kavrayarak insanı evrenle birleştirecek bir sanat için savaşan sanatçının derin özlemlerinden doğmuştur. Modrian, her şeyin temelini ve özünü doğrusal çizgide ve asal renklerde görür. Bu düşünce, köklerini XIX. yy sonunda uygulamalı sanatların gelişmesinde, William Moris’in düşüncesinde, daha sonrada, Mondrian’ın eserinden etkilenecek olan Frank Lloyd Wright’in mimarî kavramlarında bulur. Sanatçının toplumdaki rolü, yaratığı işlevlerinin eşitleştirilmesi ilkesiyle yeniden tanımlanır. Zanaatçı durumuna gelen sanatçı yaptığı şeyleri tasarlar, imal eder ve dağıtır. Bu uluslararası düşünce hareketi İngiliz mimar Charles Rennie Mackintosh’u ve Belçikalı ressam Henry Van de Velde’yi aynı ideal içinde birleştirecek ve Almanya’daki Deutsche Werkbund, Hollanda’daki Quant gibi akımlar, işlev selci mimar Hendrik Berlage’ın eserleriyle modernliğe açılacaklardır. Yeni plastisizmin ortaya koyduğu düzenleme (kompozisyon) ilkeleri köktencidir; resim, düzlemlerin siyah çizgilerden oluşan dikgen bir örüyle çerçevelendiği denge kurucu bir ritim yaratmak için zıtlaşan, renksiz renklerle (beyaz, siyah ve gri) asal renklerin kullanımı yoluyla öze indirgenir. Mondrian kuramını, New York ve Paris’teki atölyelerinin iç düzenlemesine doğrudan uygulayacaktır; yüzyıllardır tasarlandığı biçimiyle atölye görüntüsü, mekânı ve aksesuvarların yok olmasıyla her tür fanteziden arınmış duvar yüzeylerini ölçülü bir biçimde düzenleme isteğiyle değiştirilmiştir. Her nesnenin mekânda belli bir yeri vardır; bunun hesaba katılması, ressamın 1927 tarihli bir yazısında gerçekleştirmek istediğini belirttiği «eksiksiz sanat eseri»nin çıkış noktasını oluşturur.

Mondrian’ın sergilere katılması, düşüncelerini yaymasına katkıda bulunur. 1911’den 1914’e kadar Bağımsızlar Salonu’nda eserlerini sergiler, sonra Hollanda’da, Amsterdam Modem Sanat Çevresi’nde ve Almanya’da sergiler açmaya devam eder. Gene de yeni plastisizmin yayılmasına en çok katkıda bulunan kişi, sayısız uluslararası ilişkisiyle Theo Van Doesburg olacaktır. Evrensel bir kuram olarak algılanan yeni plastisizm «geleceğin insanlarına» adanmıştır. Mondrian’ın kuramları, 1920’ler- den başlayarak, temelde mimarlık, grafik ve reklamcılık alanlarında, özellikle de Almanya’da Bauhaus’ta, ama aynı zamanda Fransa’da ve Hollanda’da (mimar Johannes Pieter Oud’dan, 1923’te yeni plastisizmi benimseyen Kurt Schwitters’e kadar) yankı bulacaktır.

Mondrian’ın kuramlarının etkisi uygulamalı sanatlar alanında da belirleyici olacaktır. İleride «dizayn» olarak adlandırılacak şey, özellikle de Gerrit Thomas Rietveld’in (Kırmızı ve Mavi Koltuk, 1917) veya Marcel Breuer’in eserleri buna tanıklık etmektedir. Mondrian en derin etkiyi, özellikle 1945 sonrası kuşağının Amerikalı veya Avrupalı yaratıcıları üzerinde yapacaktır. Dik ve belirgin çelik iskeletleriyle mimar Mies van der Rohe, diziler halinde düzenlenmiş renkleriyle ressam Richard Paul Lohse, dikgen düzenlemeleriyle Jean Gorin: bunların her biri sanatçının eserinin belli bir dönemine göndermede bulunurlar. Daha yakın tarihlerde, örneğin, Ellsworth Kelly (Sarı Kırmızı, 1972) veya François Morellet (sanatını siyah veya renkli çizgilere dayandırmaktadır) gibi sanatçılar Mondrian’ın sistematik sanatına gönderme yapmaktadırlar.

Vitaminlerin Yapısı Ve Özellikleri Nelerdir

Vitaminlerin yapısı hakkında bilgi. Vitamin türleri nelerdir? Özellikleri nelerdir? Hangi vitamin ne işe yarar?

Vitamin sözcüğü Polonyalı biyokimyacı Casimir Funk tarafından 1912’de kullanılmıştır. Vita Latince, hayat demektir, amin son eki ise amin sözcüğünü kastetmektedir. Zira o dönemde tüm vitaminlerin amin oldukları sanılmaktaydı. Bugün bunun yanlış olduğu bilinmektedir.

Vitaminler besinlerimizde bulunmadığı zaman, metabolizmada bozukluklara yol açabilirler. Vitaminler vücudun sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanması açısından oldukça gereklidir. Ayrıca vücudumuzun karbonhidrat, yağ ve proteini kullanmasını da sağlarlar.

vitaminlerin-yapisi-ve-ozellikleri-nelerdir Vitaminlerin Yapısı Ve Özellikleri Nelerdir
Vitaminlerin Yapısı Ve Özellikleri Nelerdir

Vitaminler vücutta “yakılmaz“, yani vitaminlerden doğrudan enerji (kalori) alınmaz. Vücut, her vitaminden gerekli olan miktarın kan dolaşımında sürekli mevcut olmasını sağlar. Suda çözünen vitaminlerin fazlası vücut sıvıları ile atılırken, yağda çözünen vitaminlerin fazlası ise yağ dokusunda depolanır. Depolandıkları için yağda çözünen vitaminlerin aşırı dozu zararlı olabilir. Özellikle vitamin A ve D’nin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Vitaminler bütün hücrelerde az miktarda depolanır. Bazı vitaminler ise büyük ölçüde karaciğerde depolanır. Örneğin karaciğerde depolanan A vitamini hiç vitamin almayan bir kişiye 5-10 ay kadar yetebilir ve karaciğerin D vitamini deposu dışarıdan hiç D vitamini almayan bir kişi için genellikle 2-4 ay kadar yeterlidir.

Suda çözünen vitaminlerin vücutta depolanma oranı nispeten düşüktür. Bu, özellikle B vitaminlerinin birçoğu için geçerlidir. B kompleks vitaminleri eksik alan bir kişide bu eksikliğin belirtileri bazen birkaç günde ortaya çıkar. B12 vitamini bunun dışındadır, çünkü B12’nin karaciğerdeki deposu kişiye bir yıl veya daha uzun süre yetebilir. Suda çözünen bir başka vitamin olan C vitamininin yokluğu birkaç haftada belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir. C vitamini eksikliğinden kaynaklanan skorbüt hastalığı ise 20-30 hafta içinde ölümle sonuçlanabilir.

  • VİTAMİNLERİN ÖZELLİKLERİ

1-Hücre zarından geçebilirler
2-Sindirim enzimlerinden etkilenmezler
3-Kanda görülürler
4-Vücudumuzdaki yaşamsal olayları denetlerler
5-Karaciğerde A ve Deride D vitaminleri (öncül maddelerden) üretilebilir
6-A-D-E-K vitaminleri yağda çözünür ve vücudumuzda biriktirilir
7-B-C vitaminleri suda çözünür vücudumuzda biriktirilmez. Vücudumuzda en çok eksikliği görülen vitaminlerdir.
8-Bazıları Işık bazıları ısıdan etkilenebilir.
9-İnsan A ve D vitamini hariç diğer vitaminleri dışarıdan hazır olarak almak zorundadır
10-Yeterli gün ışığı almayan bölgelerde D vitamini yetersizliği görülür.

Not:Çeşitli biyokimyasal olaylarda varlığı gereken ve vücut tarafından sentez edilmediği için besinlerle alınması gereken organik bileşiklerdir. Vitaminler yağda ve suda çözünmeleri bakımından sınıflandırılırlar ve adlandırılmaları alfabetik olarak yapılır.Yağda çözünenler:A-D-E-K ve Suda çözünenler B-C.Vitaminlerin besinlerle yeterli alınmaması bazı sağlık sorunlarına yol açar.

  • VİTAMİN ÇEŞİTLERİ

Herkes tarafından bilinen 13 vitamin vardır. Bunlar temelde, yağda çözünenler ve suda çözünenler olarak iki gruba ayrılır ama gerçekte 20 vitamin vardır. En küçük vitamin A, C, D ve K vitaminleriyken, en büyük vitamin türü E vitaminidir. Orta boy moleküllü B vitaminleri ise pek kullanılmaz.

Dört vitamin türü, yağda çözünebilir ve bu sayede vücudun yağ dokusunda depolanırlar. Bunlar: A vitamini, D vitamini, E vitamini ve K vitamini.

A Vitamini
Göz sağlığı için çok önemlidir. E vitaminiyle birlikte alınırsa daha etkili olur. Yumurta, avokado, karaciğer, süt, havuç, sebze, ceviz, balık yağı gibi besinlerde vardır. Oluşumu sırasında böbreklerin rolü vardır. Zaten A vitamini böbreklerde bulunan tek vitamindir. Yeşil sebzelerde bulunur. Kalorisi yüksektir.

A vitamininin (diğer yağda eriyen vitaminler olan D, E, K vitaminleri gibi) fazlası zararlıdır. Özellikle gebe kalmayı planlayanlarla gebelerin A vitamini içeren ilaçlardan ve yiyeceklerden (karaciğer) uzak durması önerilmektedir. Gebelikte düşük ve anormallik yapma riski vardır. Çoklu vitamin içeren ve gebelerce çok tüketilen ilaçlarda da ne yazık ki A vitamini bulunmaktadır. Yağda eriyen, vücutta depolanan bu tarz ilaçların gebelere verilen dozun toksik (zehirleyici) dozda olmaması özgürce alınabileceği anlamına gelmemektedir. İlaç olarak alınan A vitaminin doğal yollarla alınan A vitaminine göre daha riskli olduğu kabul edilmektedir. Nitekim İngiltere Royal Kolej yayınladığı “Gebe Takip Kılavuzu”nda A vitamini içeren ilaçların ve yiyeceklerden karaciğerin gebelere verilmemesini önermektedir.

A vitamini fazlalığı aşağıdakilere neden olabilir:

  1. Doğum anormallikleri,
  2. Karaciğer problemleri,
  3. Kemik mineral yoğunluğunda azalma ve osteoporoz,
  4. Uygunsuz kemik büyümesi,
  5. Deride uygunsuz renk değişimi,
  6. Saç dökülmesi,
  7. Yoğun cilt kuruluğu ve pullanmalar

A vitamini eksikliğinde görülen hastalıklar:

  1. Gece körlüğü,
  2. Bağışıklık sistemi zayıflığı,
  3. Büyüme-gelişme yavaşlaması

D Vitamini
Provitamin şeklinde alınan D vitamini deri altında uv. ışınları ile aktifleşir. D vitamini Ca ve P’un emilmesini ve kemiklerde depo edilmesini sağlar. D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm,yetişkinlerde osteomalazi hastalıklarının oluşmasını sağlar. Fazlası kireçlenmeye neden olur. En önemli kaynak güneş ışınıdır. Ayrıca karaciğer, balık, yumurta, tereyağı, peynir ve mantarda bulunur.Her çocuğun yaşamının ilk yılında alması gereken , büyüme ve gelişim için gerekli en önemli vitaminlerden biridir

E Vitamini
Çocukların büyümesi için E vitamini gereklidir. Yaralarının iyileşmesi için E vitamini gerekir. Karaciğer, yağ dokusu, ince bağırsak ve mide E vitamini sentezler. Kimyasal yapı itibarı ile bir tokoferol olup antisterilite vitamin olarak da bilinir.

Tokol ve tokotrienoltürevlerinin farklı bileşikleri E vitamini aktivitesi gösterir. En aktifi alfa-tokoferoldür. Provitamin olarak kullanılır. D vitamininden daha güçlüdür.

E vitamini sinir sisteminin, kasların, hipofiz ve sürrenaller gibi endokrin bezlerin ve üreme organlarının fonksiyonları için öneme sahiptir. E vitamini, biyolojik bir antidoksidan olup, atardamar hastalıklarının ve kanserin önlenmesi için gerekli olan bir antioksidandır. Bitkisel ve sıvı yağlarda, kırmızı et, karaciğer, tahıl, tahıl ürünleri vb. lerde bulunan E vitamini eksikliğinde kaslar gelişemez ve E vitamini yapıcı-onarıcı özelliğe sahip her şeyi yaptığı için, bazı kozmetik ürünleri de E vitamini içermektedir.

Kozmetik ürünlerinde sadece [[B5]] ve E vitaminleri bulunur. Tokoferol (E1) vitamininin tokoferolleri:

Alfa tokoferol – E1A (Diğer adı: Provitamin E) Beta tokoferol – E1B (Diğer adı: Pro-E1B) Gama tokoferol – E1G (Diğer adı: EProteinToko1) Delta tokoferol – E1D (Diğer adı: DeltE1) Mega tokoferol – E1M (Diğer adı: Megadel)

K Vitamini
K vitamini, yeşil sebze, çay ve ciğerde bulunan ve kan pıhtılaşmasında önemli bir yeri olan vitamindir. Karaciğerde protrombin yapılmasında kullanılır. Yokluğunda kan ile ilgili belirtiler ortaya çıkar. Normal olarak bağırsaklarda bulunan bakteriler tarafından sentezlenir. Yetersizliğinde pıhtılaşmada sorunlar ve aşırı kanama ortaya çıkar. Vücudumuzdaki bakteriler tarafından da üretilir. Vücudumuzu hastalıklardan korur. yaraların iyileşmesi için K vitamini gereklidir.

Suda çözünenler
Diğer dokuz vitamin türü ise suda çözünür ve pek çoğu vücutta depolanmaz.

Bunlar: C vitamini, tiyamin (B1), riboflavin (B2), niyasin (B3), pantotenik asit (B5), piridoksin (B6), siyanokobalamin (B12), biyotin, folik asit (folacin).

C Vitamini (askorbik asit)
C vitamini veya askorbik asit, turunçgiller, koyu yeşil sebzeler ve patateslerde bulunan ve kollajen sentezinde yer alan, antioksidan bir vitamindir. Ayrıca demir emilimini de olumlu etkiler. Yetersizliğinde eklem ağrıları, yaraların geç iyileşmesi, skorbüt gibi sorunlara neden olabileceği gibi enfeksiyonlara karşı kişiyi daha zayıf kılar. Küçük yaşlarda diş eti kanaması ve grip C vitamini eksikliğinde, fazlalığında da ishal görülür.

B1 Vitamini (tiyamin)
Hemen hemen tüm canlı dokularda bulunur ve pirofosforik ester şeklinde görülür. Pentozfosfat çeviriminde alfa-keto asit dekarboksilazların ve transketolazın koenzimidir. Eksikliği başta sinir ve kalp hücreleri olmak üzere beslenmeleri için özellikle glikoza gereksinim duyan hücrelerde metabolizma bozukluğuyla sonuçlanır ve beriberiye neden olur.

B2 Vitamini (riboflavin)
Tahıllar, et ve ciğerde bulunan bir vitamindir. FAD’ın içeriklerindendir. Yetersizliğinde ariboflavinoz görülebilir.

B3 Vitamini (niyasin)
Et, balık ve kuru yemişlerde bulunan ve NAD ile NADP koenzimlerinin içeriklerinden olan, solunum için önemli bir vitamindir. Yetersizliğinde pellagra görülebilir.

B5 Vitamini (pantotenik asit)
Birçok gıdada, özellikle de ciğer ve baklagillerde bulunan önemli bir vitamindir. E vitamininin içeriği olan pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında yer alır. Yetersizliğinde yorgunluk ve uyuşukluk hissedilebilir.

B12 Vitamini (siyanokobalamin)
Siyanokobalamin veya B12 ciğer, balık ve süt ürünlerinde bulunan ve DNA metabolizmasında koenzim olarak yer alan bir vitamindir. Alyuvarların olgunlaşmasında da gereklidir. Yetersizliğinde anemi ve kilo kaybı görülebilir.

VİTAMİNLER VE VİTAMİNLERİN ÖZELLİKLERİ İLE İLGİLİ İSTEK, GÖRÜŞ VE SORULARINIZ İÇİN YORUM BÖLÜMÜNÜ KULLANINIZ.

Montaigne’nin Yaptıkları (Neler Yapmıştır, Katkıları Nelerdir)

montaignenin-yaptiklari-neler-yapmistir Montaigne'nin Yaptıkları (Neler Yapmıştır, Katkıları Nelerdir)
Montaigne’nin Yaptıkları (Neler Yapmıştır, Katkıları Nelerdir)

Montaigne edebiyata ne gibi katkılarda bulunmuştur? Montaigne’nin yazılarının özellikleri nelerdir? Montaigne ile ilgili kısaca özet bilgi.

İLK BEN ÇÖZÜMLEMESİ

Kendisinden sonraki kuşaklarca yalnız Denemelerin yazarı olarak tanınan Montaigne, Sebond’un yukarıda anılan «Doğa Dini» adlı kitabının çevirmeni ve bugün kaybolmuş bulunan «Mektupların (Lettres) ayrıca, ilk dönemlerde notları arasında gözden kaçan, sonra 1770’de Menier de Querlon’un bulup yayımladığı «Yolculuk Güncesi»nin de (Journal de voyage) yazarıdır: bu son eser, aslı kaybolduğu için bugün ancak XVIII. yy’dan kalma bir kopyasıyla tanınmakta ve tümüyle basılmış bulunmaktadır. Günce, birçok ağızdan birçok dilde söylenmiş alışılmadık bir belgeler toplamıdır: burada, önce Montaigne’den üçüncü kişi olarak söz eden bir sekreter, sonra Montaigne’in kendisi, Fransızca ve İtalyanca konuşur. Avrupa’nın somut gerçeği, halkların ve yolcuların yaşam biçimleri, tepkileri ve küçük alışkanlıkları üstüne ince gözlemlerle eğilen bu önemli belge, Denemeler’de yer alan yolculuğun zevkleri üstüne düşüncelerini ve geleneklerin göreceliğinde kendi düşüncesi ile başkalarınkini karşılaştırmadaki kazancı tümüyle açıklamaktadır.

Denemeler, yazarın hesabına 1580 ilkbaharında Bordeaux’da yayımlanır. «Onsöz»ünden başlayarak sonuna kadar o güne kadar görülmemiş bir girişimle karşı karşıyayız: kendini doğru anlatmak girişimi. Bölüm veya konu başlıkları da alışılmadık bir niteliktedir: bunlara denemeler, girişimler, deneyimler, hatta testler bile denilebilir. Belirli bir biçimleri yoktur ve Montaigne bunları o denli özgürce kaleme almıştır ki, hepsini düzenli bir biçimde «düşler», «çırpıştırmalar», «kırıntılar» olarak nitelendirir ve kullandığı öteki terimler, konuların uyumsuzluğuyla düşüncesinin özgürce dolaşımını ortaya koyar. «Gönderme sanatı» (III, 8), denemeyi neşeli ama gelişme yaratıcı bir konuşma ile eşdeğerli kılar.

Günümüz okurları için, Denemeler öncelikle yazılma ve yayımlanma bakımından bir soru yaratır. Gerçekten de Montaigne «uzatmalar» tarzında yazar. 1580’de yayımlanan ilk iki kitabına, III. kitabın yazımı sırasında gerçekleştirdiği birtakım düzeltme eklemeler yapar. Denemeler’in 1588 versiyonu I. ve II. kitabın metinlerine katılmış bu ekleri kapsar. Sonra Latince kitaplarına okurken yaptığı gibi kendi yazdığı kitapların kenarlarına da çıkmalar ve çiziktirme notlar eklemeyi sürdürür: öldüğünde böyle çiziktirmeler ve karışık yazılarla dolu Denemeler’in bir nüshası eserin son baskısını gözetmekle görevlendirilen matmazel Gournay’ye verilir ve 1595’te yeni bir baskı yapılır. Bu basım, metin kenarlarındaki tüm notları kapsamamaktadır: eser, bugün tam diye kabul edilen 1906 Villey basımında ancak bütünlenecek ve düzeltilecektir. Ama bu metin de ne Montaigne’nin gözden geçirdiği son metindir (tüm bu notların basım için olup olmadığı bilinmemektedir), ne de kendi adı altında, sonuçta kendisiyle birlikte çalışmış bir kişinin yayımlandığı son metindir. Farklı yıllarda yayımlanan ve bazen birbiriyle çelişen cümleler karmaşası çetin bir okuma sorununu gündeme getirmektedir.

Denemeler, tamamen yepyeni bir yazı türü, hatta tek bir biçim yaratarak köklü bir yenilik getirir. Bunlar her şeyden önce bir yorum yazısıdır; metinlerde rastlanan ya da hayatta karşılaşılan olaylara ilişkin tepkilerin yazıya geçirilmesidir. Bunlar aracılığıyla. Montaigne’in sevdiği yazarları ve yazıları öğreniriz: Tacitus, Titus-Livius, Plutarhos, Seneca, Lucretius ve Ciceron gibi yazarlar ve vülgarize eserler, antik felsefecilerin yaşamları, yolculuk öyküleri ya da modern yazarların siyaset incelemeleri Montaigne Denemeler’i yazarken Cardan’ın «Bilimlerin Övüngenliği Üzerine» (De la vanite des sciences) adlı eserinden geniş ölçüde yararlanmıştır.

Son olarak da, özellikle III. kitabın ortaya koyduğu gibi daha bilinçli bir biçimden ben’in keşfedilmesi söz konusudur. Bir otobiyografi, bir yaşam öyküsü söz konusu değildir: torunlarına zaman içindeki evriminde tutarlı ve mantıksal bir Montaigne sunmaya yönelik hiçbir anlatımsal biçimlendirme yoktur. Ama anlık taslakların birbirini izlemesine, koşulların da değiştirdiği mizaçlara tanık olunur. Denemeler’i bir otoportre olarak nitelendirmek de doğru olmaz: ortada ne bir poz veren, ne de karşısına çıkılacak bir yargıç-okur vardır. Eser bir akıl defteri gibi yazarın yakınlarına ve değişmez bir ayna düzeni içinde kendisine seslenmektedir.

Kimi konular özel bir beğeni kazanmıştır: soylu çocuklarının eğitimi (I, 26), Yeni Dünya’nın insanlarıyla ilk karşılaşma (I, 22), yabancı medeniyetler (III, 11), dostluk, (I, 28), hele hele ölüm üzerine düşünceler (I, 20; III, 13). Tanrı’ya gerçek bir güven ile namus yolları üstüne sorgulama ve yaratılışta insanın özgüllüğü »Raymond de Sebond’a Övgü»ye damgasını vurur, ama dinsel Dİanlar da dahil omak üzere gelenekler, bunların çeşitlilikleri ve görecelikleri, bunları sömüren ve en iyi içgüdüleri dönüştüren iki yüzlülük üstüne bir düşünce, doğa kavramı üstüne kuşkular uyandırır ve akılcı bir kuşkuculuğa varır: insan değerleri genellikle uzlaşmalardan kaynaklanır, ama kişisel onur ve bilinç bu de-şerler arasında en azından içten seçimlere yönelir ( «Vicdan Özgürlüğü Üstüne», II, 19).

Gerçek anlamda felsefî önem taşıyan öteki konular kitabın sütün içine dağılmıştır: hayal gücü ve onun somut yaşamı gerçeğin yerini alana değin yönlendirme yetisi, dünya malının ve olaylarının geçiciliği, bir kişinin gelişimine ve ne olduğuna ilişkin zor tanım. Muziplikleri ve yaşama zevki uyandırmasıyla insana okuma hevesi veren daha başka konular da var: «Vergilius’un Birkaç Şiiri Üzerine» (III, 5), aşk ve kadınlar üzerine; «Öğüngenlik Üzerine» (III, 9), yaşam sanatı üzerine. İlk ve son Denemeler arasında giderek artan yazım özgürlğü, yaşam üzerine şiirsel bir ders gibidir: bunlardaki bilgelik, mutluluğu araştırmaktan başka bir şey olamaz.

Denemeler iki bakımdan değerlendirilebilir: hem başarısı açısından hem çok şaşırtıcı bir metin karşısında kalındığı için girişilen çekişmeler açısından. Kitabın soyluların el kitabı durumuna geldiği tartışma götürmez ve Montaigne’in dostu Pierre Charron’un bu denemeleri kendi eserlerinde parçalara ayırıp bir düzene koymaya girişmesi ise yeterince aydınlatılamamış bir saygı gösterisidir. Bu eşsiz denemeler tasarımına, yalnızca Pascal tarafından, o da kitapta insanı dinin gerçek sorunlarından uzaklaştıran bir kendini beğenmişlik gören dar bir bakış açısından karşı çıkılmıştır. Montaigne yeterince sofu değildir ve düşüncelerindeki geniş özgürlük 1676’da kendisinin kara listeye alınmasına mal olmuştur. Denemeler’in XX. yy’da yeniden keşfedilmesinin nedeni onun o zamana kadar alışılmadık derecede özgürce yazılışının, düşünsel araştırma özgürlüğü anlayışının ve açıklamalarındaki kişisel rengin sağladığı modernlik duygusudur.

Buna karşılık, iki taraflı çalışan bir ajan sayılması için yeterli bağlantıları olan Montaigne, kuşkuculuğu, pek de sakin bir yaşam sürmemesine rağmen gevşekliğe ve huzura duyduğu eğilimi kendisini inancı (fideist) kılan dinsel kuşkulan yüzünden yeterince anlaşılamamıştır. Yirmi yıla yayılan düşünceleri bir bilanço gibi okumanın güçlüğü ve XVI. yy’ın düşünce biçimlerinin yeterince tanınmaması bu canlı, değişik ve gerçekçi eserin yazarı Montaigne’i sıkıcı bir kişi gibi gösteren bu yersiz çekişmelerin nedeni sayılabilir.

Eğitim Alanında Yapılan Yenilikler Ve Devrimler Nelerdir

Eğitim alanında yapılan devrimler nelerdir? Özellikle de Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim ve kültür alanında yaptığı yenilikler, çalışmalar, inkılaplar nelerdir?

Eğitim Alanındaki Yenilikler (Maddeler Halinde)

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun Kabulü
Yeni Türk Harflerinin Kabulü
Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun’un Kabulü
Türk Tarih Kurumu’nun Kurulması
Türk Dil Kurumu’nun Kurulması
Medreselerin Kapatılması
Modern Üniversitelerin Açılması
Güzel Sanatlar Alanında Yapılan Çalışmalar

egitim-alaninda-yapilan-yenilikler-ve-devrimler-nelerdir Eğitim Alanında Yapılan Yenilikler Ve Devrimler Nelerdir
Eğitim Alanında Yapılan Yenilikler Ve Devrimler Nelerdir

DETAYLI VE AÇIKLAMALI OLARAK EĞİTİM ALANINDA YAPILAN YENİLİKLERİ ANLATMAK GEREKİRSE

EĞİTİM ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR
Atatürk’ün Türk eğitim sistemindeki inkılaplarındaki temel amacı; ” Milli olmak ve buna bağlı olarak çağdaşlaşmak ve her alanda ilerlemek” olmuştur.
Eğitim Alanındaki İnkılapların Amaçları:
1. Laik ve çağdaş eğitimi sağlamak
2. Bilimsel eğitimi yaygınlaştırmak
3. Eğitimde birliği sağlamak
4. Kız ve erkek çocukları arasında eğitim alanında eşitlik sağlamak
5. Her alanda teknik eleman yetişmesini sağlamak
6. Eğitimi kolaylaştırmak ve yaygınlaştırmak
7. Eğitimi millileştirmek.
TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU (3 MART 1924) (Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu)
Bu kanunla;
1. Bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.
2. Azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi amaçlarla öğretim yapmaları önlenmiştir.
3. Yabancı okulların ders programlarına Türkçe dersleri konmuş ve bu derslerin Türk öğretmenler tarafından okutulması sağlanmıştır.
4. Devlet eğitimin her çeşidiyle uğraşmaya başlamış, Milli Eğitim Bakanlığı bütün eğitim ve öğretim işlerinin tek sorumlusu haline gelmiştir.
5. Medreseler kapanmıştır.
6. Eğitimin laikleşmesi alanında önemli bir adım atılmıştır.
7. Eğitimde birlik sağlanmıştır. II. Mahmut döneminden beri devam eden eğitim ve öğretim ikililiği bu kanunla sona erdirilmiştir.
8. Eğitimin laikleşmesi adına önemli bir adım atılmıştır.
MEDRESELERİN KALDIRILMASI
3 Mart 1924’te Şer’iye ve Evkaf idarelerinin kaldırılması maddesiyle bu kurumun bağlı bulunduğu bakanlık kaldırılınca dolayısıyla medreseler de kapatılmıştır.
NOT:Medreselerin kaldırılmasıyla eğitim ikililiğine son verilmiştir.
MAARİF TEŞKİLATI KANUNU (2 MART 1926)
Ülkede ilkokul, lise ve yükseköğrenimin belli esaslara göre düzenlenmesi için 2 Mart 1926’da Maarif Teşkilatı Kanunu (eğitim sistemi yasası) kabul edilmiştir.
Devletin izni olmadan okul açılamayacağı belirtilerek, okullarda hangi derslerin ne şekilde okutulacağı belirlenmiştir. Bu esaslara göre Yeni Türk Devleti, yeni okullar açmıştır. Öğretmen okullarının sayısı artırılmıştır. Böylece, günümüzdeki mevcut eğitim ve öğretim sistemimizin temeli bu kanunla atılmıştır.
YENi TÜRK ALFABESiNiN KABULÜ (1 KASIM 1928)
Latin harflerinin kabulüyle;
1. Arap alfabesi kaldırıldı.
2. Okuma yazma oranının artmasına ortam hazırlandı.
3. Bu inkılapla, bilim ve teknolojideki ilerlemeler ve kültürel alış verişler daha hızlı ve daha etkili bir gelişme göstermeye başlamıştır.
4. Batı dünyası ile yakınlaşma yolunda önemli bir adım atılmıştır.
5. Bu inkılabın yerleşmesi ve güçlenmesi için “Millet Mektepleri” açılmıştır. Bu okullarda okuma yazma seferberliği başlatılmıştır.
6. Bu duruma öncülük etmesi nedeni ile Atatürk’e “Başöğretmen” denilmiştir. Bu durum Atatürk’ün kapsamlı bir inkılapçı kişiliğe sahip olduğunu gösterir.

CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA EGİTİM VE ÖĞRETİM ALANINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR

1- İLKÖĞRETiM ALANINDA:
• İlk öğretim yasası kabul edilmiştir. Bu yasayla okuma yazma bilmeyen vatandaş bırakmamak amaçlanmıştır.
• Okulların öğretmen ihtiyacını karşılamak için öğretmen okullarının sayısı arttırılmıştır.
• İlköğretim parasız hale getirilmiştir.
• Okur yazar oranını artırmak için ayrıca Köy enstitüleri kurulmuştur.

2- ORTA ÖĞRETİM VE MESLEKİ EĞİTİM ALANINDA
• Cumhuriyet döneminde orta öğretim, orta okul ve lise olmak üzere iki devreye ayrılmıştır.
• Orta okul, memurluğa ve teknik okullara eleman yetiştirmek, lise ise orta okulu bitirmiş olanları yüksek öğretime hazırlamak için düzenlenmiştir.
• Orta öğretim parasızdır. Yoksul ailelerin çocuklarına eğitim vermek amacıyla bu okullara, sınav yapılarak parasız yatılı öğrenci alınması sağlanmıştır.
• Türkiye’nin yeniden yapılanması ve kalkınması için uzmanlara ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacı karşılamak üzere Milli Eğitim Bakanlığının bünyesinde Mesleki
• Teknik Öğretim Teşkilatı kurulmuştur. Kurulan bu teşkilatın amacı memleketin ekonomisinde etkili olabilecek özel uzmanlık bilgileri verecek müessesler kurmak ve teknik elemanlar yetiştirmektir.
• Bu amacı gerçekleştirmek için Sanat Enstitüleri, Ticaret Okulları, Kız Enstitüleri, Akşam Sanat Okulları açılarak mesleki öğretime gereken önem verilmiştir.
3- YÜKSEK ÖĞRETİM ALANINDA:
• Yüksek öğretimi geliştirmek için birçok yüksek öğretim kurumu açılmıştır. Ankara Hukuk Fakültesi (1925)
• Öğretmen yetiştirmek amacıyla Gazi Orta Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü açılmıştır.
• Yüksek Ziraat Enstitüsü, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Mülkiye Mektebi( Siyasal Bilgiler Fakültesi) kurulmuştur.
• 31 Mayıs 1933’te Darülfünun yerine İstanbul Üniversitesi ve daha sonra iktisat Fakültesi açılmıştır.
• Milli Musiki ve Temsil Akademisi (Devlet Konservatuarı) açılmıştır.
4- GÜZEL SANATLAR ALANINDA GELİŞMELER
• Yeni Türk Devleti’nde resim, müzik ve sahne sanatlarıyla ilgili öğretim yapan okullar ve enstitüler açılmıştır.
• 1928 de Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane geliştirilerek Güzel Sanatlar Akademisi haline getirilmiştir.
• 1936’da Ankara’da Devlet Konservatuarı açılmıştır.
• Dolma bahçe Sarayı’ndaki Veliaht Dairesi, Resim ve Heykel Müzesi’ne dönüştürülmüştür.
Mimar Sinan, İstanbul, istanbul Teknik, Dokuz Eylül ve Ege Üniversiteleri içerisinde konservatuar, resim ve bale gibi bölümler açılmıştır.
KÜLTÜR ALANINDA GELİŞMELER (15 NİSAN 1931)
1- TÜRK TARİH KURUMUNUN KURULMASI
— Osmanlı Devleti’nde yazılmış olan tarih kitapları, İslam Tarihi özelliklerini taşımakta ve İslamiyet’in kabulünden önceki Türk devletlerinden bahsetmemekteydi. Bu yönüyle Osmanlı Devleti’nde “ümmetçi tarih anlayışı” vardı.
— Atatürk, Türk Tarihinin İslamiyet’in kabulünden sonraki dönemle sınırlandırılamayacağını ve daha önceki dönemlerde de Türklerin binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu ortaya koyarak, Türk Tarihinin dini motiflere bağlı kalmaksızın bir bütün olarak incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu amaçla 15 Nisan 1931 ‘de Türk Tarih Kurumu kurulmuştur.
Bu kurumun oluşturulmasıyla:
• Ümmetçi Tarih anlayışına son verilmiştir.
• Genel Türk tarihi araştırılmaya başlanmıştır.
• Türk kültürünün dünya medeniyetine katkılarını belirleme araştırmaları başlatılmıştır.
• Türkiye’nin en eski halkını oluşturanların araştırılması sağlanmıştır.
• Türk Tarih tezi adı verilen yeni tarih anlayışı, Türk milletini kendisi hakkındaki olumsuz düşüncelerden kurtarma imkanı bulmuştur.
2- TÜRK DİL KURUMUNUN AÇILMASI (12 TEMMUZ 1932)
Atatürk’e göre dil; “milli birlik ve beraberliğin sağlanmasındaki öz kaynaklardan birisi, kalkınıp ilerlemenin ön koşullarından biri, dil bağımsızlığı siyasal bağımsızlığın bir parçasıdır.“
NOT: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu, Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi doğrultusunda kurulmuşlardır.
Bu kurumun kurulmasıyla amaçlananlar:
– Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinde ihmale uğrayan Türk Dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak
– Türk Dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak
– Türkçe kökenli sözcüklerin araştırılmasını ve bulunmasını sağlamak
– Türkçe’nin bilim dili haline gelmesini sağlamak
– Yazı dili ile konuşma dilinin aynı olmasını sağlamak

EĞİTİM ALANINDAKİ YENİLİKLER HAKKINDA SORULARINIZ VARSA ALT KUTUCUKTAN YAZABİLİRSİNİZ.